Zamanda Sıçrama

Yazarken, okurken, dinlerken, konuşurken kullanılan fiillerin zamanı ya da o zamanlar üzerine düşünmek bilmem neden beni her daim çok cezbetmiştir. O zaman çizelgesi üzerinde oynamak, anadilimde olmayan zamanları kavramaya çalışmak, başka bir zaman kavramı içinde düşünmeye çalışmak, çeviri yaparken onları uyarlamak zihnimde kendi çapında değişik fırtınalar estirir.

Dil dersi anlatırken bu zamanları çizelge üzerinde anlatmak, görselleştirmeye çalışmak da ayrı bir hoşuma gider(di). Sapir-Whorf Hipotezi aklımı derinlemesine çelmişti. Kafanın içinde, doğduğundan bu yana düşüncelerinde olmayan farklı bir zamanı kavramak acayip bir iş. 

Sonuçta kendimizi kelimelerden başka, eylemlere kattığımız zaman birimleriyle de ifade ediyoruz, hikâyemizi bir sıraya koyuyoruz. Kendimizi o hikâyeyle gezegende, uzayda konumlandırmaya çalışıyoruz. Bir şeyler anlatmaya çabalıyoruz. Tüm bunları yaparken de resmen zamanı büküyoruz diyebiliriz belki de. Konuştuğumuz dille zamanın içinde fink atıyoruz. Ve o dil düşüncelerimizi, el kol hareketlerimizi, mimiklerimizi, içinde yaşadığımız, zihmizde yaşattığımız tüm dünyayı, algımızı etkileyip bizi şekillendiriyor. Gezegende konuşulan tüm dilleri düşününce üst üste binen nice evren yaratıyoruz ve o evrenlerden birinde evimdeymişim gibi yaşayamayacak olmanın üzüntüsünü kendimi bildim bileli yaşıyorum. Elimden geldiğince ucundan bucağından sızmaya çalışıyorum ama toplu iğne ucundan öte bir deliği geçmiyor elbette.

Bunu çeviri yaparken de bambaşka bir şekilde hissediyorum. İngilizcede olup Türkçede olmayan, Türkçede olup Fransızcada olmayan, onda olup diğerinde olmayan zamanlar arasında kıvranıp ortaya bir şekil çıkarmaya çalışıyorsun. Geçmişten gelip devam eden zaman, tam gelirken geri dönen zaman, geleceğe dönüp geçmişi kurtaran zaman derken bir bakmışsın paralel evrendesin. Sonra işte, az önce bahsettiğim o toplu iğne ucu kadar bir yerlerden geçip, düğümler atıp hikâyeleri kendi evrenine tutturuyorsun. 

Tabii durum böyle olunca beyin arada zamansal çakışmalar da yaşıyor. Zaten üstteki paragraflar da şimdi yazacağım durumun üzerine kısa bir karalama olarak çıktı. Gözüm çevirmeye yeni başladığım geçmiş zamanda yazılmış kitaptayken kafam yeni teslim ettiğim şimdiki zamanla yazılmış önceki çevirimde ya da akşam okuduğum kitapta olunca yazdığıma bir bakıyorum sayfalar boyu zamanda sıçramışım. Kafamdaki solucanlar aşkına! Eylemler doğru, zamanlar farklı; ortalık şenlik alanı. Derhâl geçmişe dönüp her şeyi yoluna koyuyor ve alternatif geleceğe fırsat vermeden dünyayı kurtarıyorum. Öyle deli bir yolculuk.  Saatte 88 milden daha hızlı düşünebilirken fazlasını yapamamak kötü değil mi? 

 



2 thoughts on “Zamanda Sıçrama”

  • Blogun diğer yazılarından çok başka… Daha fazla böylesi yazılar yazmalısın!

    Dildeki zaman kavramı beni de çok düşündürmüştür zamanında. İlk kez ingilizce öğrenmeye başladığım dönemler, ortaokul, ne sıkıntıydı anlamak bazı zaman yapılarını.

    Diller arası zaman farklılıklarına benzer bir şeyi, anadilim olan Lazca ile Türkçe arasında yaşamışımdır hep. Lazca’da ekler ile fiillerin işleniş yön ve şekillerini de belirtebiliyorsun. Örneğin “eputxu, buradan oraya uçtu”, demek iken, “meputxu, oradan buraya uçtu” demek. “ekaputxu, buradan oraya önce yükselip sonra alçalarak uçtu” demek iken, “mekaputxu, aynı şekilde oradan buraya uçtu” demek! Bunun gibi bi 8 şekil falan daha var galiba 😀

    Dil gerçekten eğlenceli bişi!

    • Fiillere yön etkisinin böyle verildiğini hiç bilmiyordum! Başka bir dilde de duymamıştım hiç. Dil deryası bambaşka bir şey ya, hepsine yetişebilsem keşke, her şeyi kavrayamadığıma çok üzülüyorum.

      Dildeki zaman kavramı üzerine zihnimden geçeni ya da o farklı zaman kavramlarını algılamaya çalışma yollarımı daha iyi ifade edebilmek isterdim, daha çok denemem gerek. Ama insanların farklı zaman çizgilerinde yaşaması çok ilginç bir olay değil mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir