Aynı Okyanusun Farklı Kıyısı

Beş yıldan sonra 25 derece üzerinde birkaç gün geçirmek aylar öncesinden heyecan vermeye başlamıştı. Günlük hayatımızdan bir süreliğine tamamen uzaklaşmak, uzunca bir süredir ülke dışına çıkmadığımızdan yer değiştirip zihnimizi allak bullak etmek şahane olacaktı.

Seyahat de biraz bu değil miydi zaten? Zaman-mekân kavramlarını ters köşeye yatırmak, gözünü, kulağını, kafanı, burnunu, ağzını allak bullak etmek. Ben en çok bu duygularına kapılıp gidiyorum gezegen üzerinde ilerlemenin. Küçük mavi noktada nispeten minicik bir hareketle böylesine dağılırken koca evreni düşünmek çok acayip geliyor.

Türkiye’den ya da Avrupa’dan sonra Portekiz öyle büyük bir kültür şoku yaşayacağınız bir yer değil sonuçta ama bir dolu kültüre bir arada boğulabileceğiniz bir coğrafya. Sıcak coğrafya, güzel coğrafya, gezgin ve maceracı insanların, büyük denizcilerin ayak basıp yaşadığı coğrafya. Hop diye içine dalmak heyecanlı.

Ama biz yine de hop diye dalmayıp Portekiz’e İspanya’nın kelt bölgesi Galiçya’dan alıştıra alıştıra girdik. Balık pazarları, akşam sokak sohbetleri, tavernalar, lezzetli deniz ürünleri derken güzel bir giriş oldu. Akşam altıdan sonra açık yerler, restoranlar, sokaklarda insanlar görmek iyi geldi. Unutmuşuz bu hâlleri, bir banka oturup akşam vakti insanları seyrettik. Üzerimizdeki bulut katmanlarını silkeledik. Atlantik Adaları Milli Parkı’nın bir parçası olan Cies Adaları gezimiz ile de Vigo bizim için zirvesini yapmış oldu. Bu martılar diyarında domatesimi hunharca ataklarla ev sahibinin kim olduğunu belirten üyeleriyle anlaşmaya vararak şimdiye dek avucumu daldırdığım en beyaz, en parlak kumlara serilip İrlanda’da denk gelmediğimiz soğuklukta suya daldık.

Sonra saat dilimini ve dili yeniden değiştirerek güneye devam ettik, Porto’ya. Neden? Çünkü gidecek daha bir sürü meridyen, enlem var. Kulağımız İspanyolcanın melodisine ayak uydurmuşken otobüste birkaç manzara sonra yeni bir melodiye dalıyoruz. Kendimizi nasıl hızlı kaptırıyoruz anlatamam. Bir yandan o âna dek olan tüm birikimimizle bu yeni yerleri seyredip değerlendiriyoruz ama bir yandan tüm  o geçmişimiz yokmuşçasına sokaklarda dolanıyoruz. 

Begonviller, yer halıları, çiçekler, sarmaşıklar her şey tanıdıktı burada. İspanya’dan otobüse binip anneannemin bahçesine gidivermiştim. Kolunda asılı çantalarıyla komşu Neriman Teyze suretinde gezen teyzeleri gördükçe Muğla’ya anneanneme ziyarete gittiğime daha fazla inanır oldum. Bu manzarayı ne kadar özlediğimi böyle böyle fark ettim. Yoksa ev ahalisine “Burada begonviller var, çok güzel,” deyince “Sanki hiç görmediğin şey,” dediler. Onlara bir şey ifade etmedi hâliyle. Ama durum hiç de öyle değildi, dedim ya özlemişim.

Nitekim zihni sıfırlayıp yeni yeri sırtlayıp deriyi de güneşte hızla değiştirmeye başlayınca kendimi saniyesinde sabah kahvaltısında pastanede Portekiz halkının böğründe iki shot espresso ile kruvasan yerken buldum. Şimdi bunu yazarken o lezzetli kahvelerin yokluğu çok zor geliyor. Bir daha içtiğim hiçbir kahveyi beğenemeyeceğim sanırım. Anında alışkanlık edinebilmek tuhaf bir şey. Porto her özelliğinden çok aklımda böyle kaldı. Gün içinde uğradığım büyük, küçük her yerde içtiğim lezzetli kahve ve çeşit çeşit hamur işleri. Manzarayı şarap yerine kahve eşliğinde seyre dalarken hamur işlerini de yokuşlarda sindirdim, o yüzden tereddüt etmeyin, dalın gitsin. Başkent için de düşüncem bundan çok farklı değil hâliyle. Porto sadece ülkenin sıkıştırılmış versiyonuna benziyor.

Renk yelpazemizi değiştirmek de güzel oldu. Yeşil-gri tonlarından daha renkli tonlara, bejlere, kırmızılara, tozlu, kuru yeşillere geçtik. Makiler, çamlar derken havamız değişti. Ama kendimi tartınca çam ormanları içinde dolaşmayı o kadar da çok sevmediğimi bir kere daha tasdiklemiş oldum. Ancak yeniden ıslanana kadar bedeni ruhu şaşırtmak mutluluk elbet. Roma etkileri, arap etkileri, sömürge toprakları etkileri derken başınızı çevirdiğiniz her yer iç içe geçmiş kültürlerle dolu Portekiz’de. Her gelen tuzunu serpmiş, denizcilik sağ olsun. Bir yerden Fado yükselirken başka yerden capoeira yapan gençlerden berimbau sesleri geliyor. Çinilere bakarken pirinçli deniz ürünleri yiyorsunuz. Kahveydi şaraptı derken çeşitliliğin keyfini çıkarıyorsunuz.

Uzun süredir sıcağı unutunca Ağustos sonu olmasına rağmen öğlen vakti Portekiz azıcık ağır geldi yalnız bize -ki en fazla 33 derece gördük- o yüzden ara ara bir ağacın gölgesine sığınıp şehrin etrafımızda dönüşünü seyrettik. Güzeldir böyle şeyler, yapın, sürekli başka bir noktaya gitmeye çalışırken güzel sahneleri es geçmeyin. Meselâ penceresinden dışarıyı bile göremeyeceğiniz tramvaylara binip manzaraları da kaçırmayın.

Gittiğim her yerde olduğu gibi burada da göremediğim her sokak için hayıflanmaktan alamadım kendimi. Yokuşları tırmanıp bayırlardan aşağı uçarken gözümü bir türlü çeviremediğim o sokaklara ipimi koparmışçasına dalasım geliyordu. “Ya bu evde doğup büyüseydim? Bu mahallede yaşasaydım nasıl olurdu?” diye düşüne düşüne bitişik evlerin, küçük balkonların, asılı çamaşırların, çinili duvarların arasında kilometrelerce yol yürüdük.

Bu büyük şehir keşiflerinin arasında orta Portekiz’de zaman geçirdik. İç kesimleri, küçük köyleri, meyve sebze bahçeleri, Orta Çağ kasabaları derken belki de sizi Portekiz tam kalbine götürecek yerler olabilir. Nitekim büyük şehirlerdeki her türlü kültür buralarda da devam ederken gerek yabancı nüfustan gerekse ülkenin kendi kalabalığında sıyrılmış yerler hâliyle. Diğer yandan köy kasaba, tenhalık derken dalgalarıyla ünlü okyanus kıyıları tüm çehreyi bir anda değiştirebiliyor. Sörfçüler dışında yine öyle deli bir kalabalık olmuyor ama upuzun kumsallar, harika gün batımları ile sizi oraya bağlayıveriyor. Portekiz’in üzerindeki gökyüzünü merak ettiğimiz gibi aynı okyanusun buraya uzanışını da bir o kadar merak ediyorduk çünkü. 

An itibarıyla duygularımı ifade etmeye çalışırken kulağıma gelen klavye sesiyle Atlantik’in bu güney kıyısı sokaklarının sesleri çatışma hâlinde. Yakında yağmur sesleri iyice baskın gelmeye başlamadan, duygularım hem tazeyken hem de üzerinden biraz geçip giden, kalan belli olmuşken yazıya onları geçirmenin ferahlığını yaşıyorum.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir