Bir Kuzeyli Ada: Árainn Mhór

arran1

Burada üyesi olduğum fotoğraf kulübü Arranmore Adası’na gezi düzenleyecekti, hiç düşünmeden tamam dedim. Zaten gitmeyi istiyorduk ancak hafta sonu adaya gidecek olan feribotun olduğu yere otobüs yoktu ve araba edinmeyi beklememiz gerekiyordu. Bu gezi sayesinde gezi planımız öne çekilmiş oldu. Geçtiğimiz aydan bu yana gezi için ayarlamalar yapıldı. Gidecek kişi sayısı, kalınacak yer vs.

Normalde fotoğraf kulüplerinden, onların gezilerinden, gezilerdeki genel tavırdan ve Fotokritik vb. sitelerde olduğu şekilde fotoğrafları sergileyip karşılıklı yapılan klişe, basmakalıp eleştirilerden pek hoşlanmam. Fakat bulunduğum yerde arkadaş edinmek, konuşmak ve bir yandan da yeni yerler görmek için dahil oldum klübe.

Bir önceki günden bile havasının nasıl olacağını kestiremediğiniz İrlanda’da, hava durumu, gezinin olacağı haftasonu için korkunç değerler veriyordu, dinmeyen yağmur, havayı eksi derece hissedecek kadar esecek kuvvetli rüzgâr. Aman ne şans ne şans.. Durum böyle olunca yağmurluklar, su geçirmeyen pantolon, ayakkabı vb. zırhlarımızı kuşandık.

aran map

Geziden önce ada hakkında araştırmalar yaptık tabii. İrlanda’nın ikinci büyük adası oluyor Arranmore. 500-600 kişilik bir nüfusu var ve %60’lık kesimin ana dili Gaelik. İrlanda dilinin hâlâ aktif olarak konuşulduğu bir yer. Zaten adaya yaklaştıkça İngilizce tabelalarda da seyreklik göze çarpıyor. Adı hakkında ise çok fazla karışıklık oluyor. İrlanda dilinde Árainn Mhór deniyor, İngilizce’de Arranmore ya da Aran Island deniyor. Geniş, büyük anlamındaki Mhór – More çok daha sonra eklenmiş adanın ismine. Fakat Aran deyince Galway’deki Aran Adaları ile karışıyor. Tam olarak nereye gideceğimizi söylemek için fazladan bir iki cümle sarf etmek gerekiyordu her defasında.

Geziye yaklaşık 20 kişi gidecektik. Fakat toplanma saatinde sadece 8 kişi vardı. İptal bile söz konusu oldu. ‘Çok kişi gelmedi başka yere mi gitsek, hava da zaten bozuk’ vs. Araba bizde olmayınca etkin karar verenler arasına giremiyorduk hâliyle ama neden sonra gitmeye karar verdik. İki araba 8 kişi koyulduk yola.

İlk kez bu yönde gidiyorduk; yeni yollar, yeni manzaralar. Keyfimiz yerinde.. Burtonport’a ulaştık feribot biletlerini aldık (gidiş dönüş 15 euro, gruplara 10 euro) ve minik feribotumuza bindik.  Zaten toplamda 15 dakikalık bir deniz yolculuğu, ada çok uzak değil kıyıdan. Ancak araç sahipleri şöyle bir karar verdi “Ada büyük biz küçük, haydi arabaları da alalım feribota, adada öyle dolaşalım!” Adaya varınca bunun iyi bir fikir olduğunu anladık gerçi. Eğer bütün adayı dolaşmak istiyorsanız ve uzun bir süreniz yoksa araç en iyi yöntem. Yoksa çadır tulum şeklinde daha uzun süreli konaklama da yapılabilir tabii. Size kalmış.. Her şey içimizde! 🙂

Adanın adasına giderken, daha o minicik 15 dakikalık deniz seyahatinde mest olmuştum ben manzaraya. Sıkı bir rüzgâr da olsa yukarıda yaptık yolculuğu.. Etrafta kayalıklar, minik kumsallar, kayaların arasından giden feribot yolu ve üzerimizde güneş! Hava kuvvetli rüzgâr haricinde hiç de tahminlerdeki gibi bozuk değildi.. Buradaki hava tahmincileri çoktan pes etmiştir bence.

DSC_6789 (Medium)
DSC_6746 (Medium)

Feribottan indikten sonra hostel 5 dakika mesafedeydi. Zaten yerleşimin çoğu da bu kısımda. İner inmez dediğim ilk şey “çok sevimli bir yer burası” oldu.  Çiçekli, bahçeli müstakil evler, önlerinde uzanan nefis bir kumsal. İki restoran bar, bir market, bir küçük postane. Görebildiklerimiz bunlar.
Hosteldeki kadın ise 19-20 kişilik yer ayrılıp 8 kişi görünce “Ben bu hafta sonunu tamamen size kapatmıştım, kimse kabul etmedim” diyerek sitem etti ve ceza olarak herkesten 1’er euro daha aldı. Ama bütün hostel anahtarlarıyla beraber bize kaldı.

DSC_6804 (Medium)

Bakın yukarıdaki işaretli bina bizim hep! Çantaları bıraktıktan sonra ilk iş balkondan kumsala atlamak oldu bizim için. Zaten kumsallara hep balkondan atlayarak gitmişizdir. Ve her zamanki gibi fosforumuzla göz kamaştırdık sahilde. Civarda tanınan simalarız artık 🙂

s2
S1

Zaten birazdan sular geri gelecekti, bu güzel coğrafyanın bu kısmına da ayak izlerimizi bıraktıktan sonra arabalara binip başladık ada sahillerinde gezmeye. Dakika bir gol bir, köşeyi döner dönmez direkte dalgalanan bir Türk Bayrağı gördük. Zaten pek Türk bulunmayan bu kuzey bölgesinin 500 nüfuslu adasında bir evin bahçesinde dalgalanan Türk Bayrağı. Çok merak ettik ama planı bozmamak için arabayı da durdurmadık tabii sonra dönüp bakarız diyerek devam ettik. Gerçekten beklemediğim bir şeydi bu.

DSC_6872
DSC_6891

Derken biraz ileride koyunlar yolumuzu kesiverdi yemek diye. Şaka mı yapıyorsunuz koyunlar bu kadar çayırın arasında daha ne istiyorsunuz dedim. “Bee!” dedi. Şey diyormuş, “Farkındasın muhtemelen rüzgâr çok kuvvetli ve sürekli esiyor bitkiler de kendilerini buna adapte etmiş. Boyları 1 cm ya var ya yok ve toprağa çok iyi tutunmuş haldeler, elle koparmak bile oldukça zorken ben nasıl yiyeyim?” Çok akıllı koyundu gerçekten. O zaman adanın diğer rüzgarsız yerlerini keşfedin koyunlar! Haydi maceraya! 

Tek üzücü yanı yine bir tane bile kuzuyu kucağıma alıp sevememek oldu! Kaçın seke seke elbet bir gün seveceğim!!!

Kuzuların yemeği yok ama manzarasına da diyecek yok. Bende iplerin koptuğu yerdi burası. Gezinin kalanında kendime gelemedim bir daha. Fotoğrafmış, ışıkmış pehh! Elbette çektim fotoğraf ama gözümde sadece orada olmanın kanıtı ve gözlerimin gördüğünü paylaşmak olarak kaldı arşivde. Daha ziyade halk için sanat olan yer şekillerine kaptırmıştım kendimi.

arran6

arran7

DSC_6963

DSC_6918

Çünkü daha ufacıkken fotoğraflarına bakıp da “Acaba bir gün görebilir miyim kendi gözlerimle?” dediğim yerleri görüyordum. Bunun verdiği mutluluğu anlatmamın imkânı yok. Önümde göz alabildiğine okyanus, arkamda göz alabildiğine yeşil.. İkisinin tam arasında ben. Koskoca evrenin içindeki bir galaksinin bir gezegeninin küçük bir adasında bacaklarımı falezden sallandırmış okyanusun üzerime gelişini seyretmek nasıl tarif edilir bilemiyorum. Yerde bıraktığım en fazla 25 cm’lik ayak izlerim ve yaklaşık 1 metre adım açıklığı ile ulaşabildiğim nokta çok çok mutlu ediyordu beni.

Deniz fenerine doğru ilerledik sonra. Ev yoktu bu civarda. Ne internet vardı ne telefonlar çekiyordu.. Baktığım yönde en yakın yer görünmeseler de İzlanda, Grönland, Kanada ve Amerika’ydı artık..

Gece de burada oluruz diye düşündük; gece fotoğrafı çekmek, şanslıysak kuzey ışıklarını görmek için fakat insanlar üşüyünce vazgeçtiler. Araba bizde olsaydı şüphesiz giderdik yeniden.

DSC_7337

Yemek yemek için dönüp gün batımında tekrar uygun bir nokta bulup fotoğraf çekmeye karar verildi. Başka yollardan hostele dönüyorduk şimdi. Yeşilin, sarının, kahverenginin binbir tonunun çevrelediği minik minik göller var adanın üzerinde. Arabanın içinde fotoğraf, lens muhabbetleri dönerken gözüm pencereden dışarıdaydı. Birden kocaman sütlü kahve bir tavşan zıpladı ona gülümserken bir şahin havalandı diğer taraftan.

Hiç dönmek istemiyordum hiç!

DSC_7250

Karınlar doyduktan sonra gün batımı için yeniden çıktık yola ama yine fenere gelindi sonunda. Hava güzel gidiyordu ama tam güneşin önünde kocamaaan bir bulut tabakası vardı. Bir diğer bulut tabakası da kabarık eteğini toplamış birazdan üzerimize gelip silkelemek üzere hızla yaklaşıyordu bize doğru. Makinalar da biz de yağmurlukları kuşandık tabii. On dakika kadar sepya bir yağmuru seyreyledik.

Gökyüzü parçalı bulutlu olsa bile ışık kirliliği olmayan bu yerde gökyüzü muhteşem görünecekti eminim. Fakat bu keyfi hostelin önündeki kumsalda yaşamaya çalıştık. Etraftaki evlerin ve iskelenin ışıkları vardı ama gökyüzü yine de enfes görünüyordu.  Kendimi yeniden Tübitak’ın gökyüzü şenliklerinde gibi hissettim. Yıldızları göremediğim bir gökyüzü altında hapsedilmiş hissine kapılıyordum büyük şehirlerde. Böylesi muhteşem oysa.

Bu kadar temiz havanın ardından başımı yastığa koyunca birkaç dakika içinde uyumuşum tabii. Özgün de aynı şekilde 🙂

Korkunç hava durumu  tahminleri ertesi gün için tutmuştu. Yağmur, rüzgâr.. Kimse dışarı çıkmadı. Fakat biz şu Türk bayrağının sahibi görelim istedik ancak arabayla köşeyi dönünce dediğimiz yer yürüyerek bir hayli uzakta kalıyormuş. Feribot saati de yaklaşıyordu, bir daha sefere dedik! Çiseleyen yağmur altında hostele dönüp çantalarımızı kaptık ve Arranmore Adası’na mutlaka tekrar geleceğiz sözünü verdikten sonra feribota atladık.  Dönüş yolu boyunca hava belki açılır diye umut ettiysek de dinen rüzgâr bunun olmayacağının habercisiydi. Aynı yeşilliklerin, manzaraların içinden Letterkenny’e döndük.

Bu arada, adanın üzerinden İrlanda’ya doğru baktığımda, çocukluğumun kitabı olan Serüven Dizisi‘ndeki Serüven Denizi’nin kapağını ve hâliyle zihnimde canlandırdığım o görüntüleri görmüştüm. Yazının başındaki fotoğraf ile slideshow içindeki fotoğraflarda görebilirsiniz. Bu açıdan da son derece etkileyici bir coğrafya oldu benim için Arranmore.

Not: Monika Mroczko ve Monika Janus’a fotograflari icin tesekkur ederiz. Thanks to Monika Mroczko and Monika Janus for their photos.

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.



0 thoughts on “Bir Kuzeyli Ada: Árainn Mhór”

  • okurken dediğin pek çok şeyi dönüp tekrar okuma gereği duydum. ne kadar hisli yazmışsın sevgili diabolo :))
    fosforik çift olarak tanınıyor olmanız, ufakken hayalini kurduğun şeyleri gerçekleştirebilme şansının olması ve daha önemlisi bunu farkedebiliyor olman, harika..
    sahi o türk bayraklı yeri ben de çoook merak ettim. keşke daha aktif bir ekiple yola çıksaydınız. ama bu fotoğraf klubü fikrin iyi olmuş,
    :)) bir güzel mektup yazar gibi yorum yazdım, hadi sustum ve kaçtım ben, öpüldünüz güzel çift..

  • Sevgili Seda 🙂
    Gerçekten çok etkileyici bir gezi oldu benim için. Tekrar tekrar görmek istiyorum burayı farklı zamanlarda..
    Özgün yazıda bir eksiklik olduğunu söyledi koyun kısmı hakkında, fotoğrafları koyarken silinmiş galiba şimdi orayı ekledim. Okurken anlamsız geldiyse diye bildiriyorum 🙂
    Burada öyle pek etkin topluluklar bulamadık henüz 🙂 Ama yine de güzel bu klüp.. Araba aldığımızda Türk bayraklı eve bir ziyarette bulunuruz diye düşünüyorum eheh..
    Buralardan sevgiler, hoşça kalın..

  • Ah o ‘punk’ koyunlar, kayalıkları döven köpüklü dalgalar ve uçuran rüzgar. Ben İrlanda’yı özlemişim. Yazmış mıydım? I love Ireland! 🙂 (Türk bayrağın hikayesini öğrenirseniz paylaşır mısınız? Merak ettim)

    • 🙂 Bayrak hakkında bilgi edinebildiğimizde mutlaka paylaşırız zaten.. İrlanda’yı biz de çok seviyoruz, balkon kapımı açtığımda karşıda yeşil tepeler görmek mutluluk veriyor 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir